9 Şubat 2019 Cumartesi

aklını ikna etmek


Bu günlerde düşünmemeye çalışıyorum. Nasıl düşünülmez, hiç bilmiyorum ki. Ama yine de çabalıyorum. Boş zamanlarında kendi kendine konuşan biri, dolu zamanlarında da aklından konuşur. Yani ben öyleyim. Hiç susturamıyorum aklımı.Başka şeylere odaklanmaya çalışıyorum, evet. Yapıyorum bunu fakat ne kadar başarabildiğim tartışılır. Belki de odaklanma sorunum vardır, olabilir yani. Onu da bilmiyorum. Mesela bir yazı okurken ya da yazarken ortamda başka ses varsa o işi yapamam. Kafam karışıyor. Arabada kitap da okuyamam ben. Tv izliyorsam mesela, düşünmeye mi başladım, tv'yi kapatıp düşünmeye devam ediyorum. Aklımı ikna etmeden bana rahat gelmiyor. Aklını ikna etmek. Var mı böyle bir deyiş? İlk defa ben mi söyledim acaba. Şimdi de oturup bunu düşünüyormuşum. Şaka şaka. Ama insanları çok taktığım doğru. İnsanları ve olayları fazla fazla takıyorum. Nasıl bunu yapmayı bırakırım rım rım rım

8 Şubat 2019 Cuma

mut

Biri bana bir zamanlar sormuştu "Mutlu olmanın yolunu biliyor musun?" Ben de birkaç cevap vermiştim fakat doğru cevabı bulamamıştım. Sonra cevabı söylemişti. Cevap şuydu: "Mutlu olmanın yolu mutlu etmektir." O günden beri hep düşünürüm. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, başkasını mutlu ederken ya kendimiz mutsuz oluyorsak? Görüş ayrılıkları sebebiyle karşındakinin mutluluk anlayışı sana uymuyorsa yine de onu mutlu etmeye çalışılmalı mıdır? Cevap evet ise, bunu bana söyleyen kişi şimdi neden benim mutlu olacağım şeylerle beni suçluyor? Neden beni mutlu edecek eylemlerde bulunmuyor? Artık mutlu olmak istemiyor mu? İnsan çok garip bir varlık. Hiçbirimiz ne istediğimizi bilmiyoruz. Bilmeyeceğiz de.

insan üzerine

İnsanın bu dünyaya gelişi tek başına olduğu gibi, yaşarken de yalnız kalıyor maalesef. Etrafında kim olursa olsun yalnızsın işte. Ailen bile bir yere kadar. Bırak eşi,dostu,kardeşi... Ama sen napıyorsun? O çok sevdiğin insan için hayatını değiştiriyorsun. Birdenbire. Ve sonra? Her şey alt üst. İşte hayat öğretiyor. Kafasına vura vura öğretiyor insana. Tecrübe. Tecrübe diyorlar buna. Ah ne büyük kelimeymiş meğer. Ne içi dolu kelime. Bilemiyor insan başına gelmeden. Tecrübesizken zırvalık geliyor. Ama tecrübeyle sabit. İnsan ne olursa olsun vazgeçmemeli hayatından, kendinden, hayallerinden. Hem de hiç kimse için! Çünkü değmiyor. Az önce bir programda izledim. Adam diyor ki "Küçüklüğümüzden beri bize hep aman yavrum bencil olma diye öğüt verildi. Oysa ki çok yanlış. Bencil olmalı insan. İnsan önce kendi ihtiyaçlarını bilmeli, kendini mutlu etmeli ki başkalarına faydası dokunabilsin, onları mutlu edebilsin." Sonuna kadar katılıyorum. Şöyle de ekledi "Karşındakini mutlu edeceksin diye kendinden ödün vere vere kendini mutsuz ediyorsun ve karşıdakini mutlu etmek zaten hayal oluyor." Sevgi ve aşk üzerine düşündüm bu gece. Gerçekten var olup olmadıklarını sorguladım kendimce. Aşkın olmadığına ikna olur gibi oldum. Ama ya sevgi? Sevgi de olsa olsa ancak bir annenin yavrusuna duyduğu sevgi olabilir. O da kendi canından kanından olduğu için. O kadar. Bunun üzerine biraz daha düşüneceğim. Ne acı ama.

6 Şubat 2019 Çarşamba

olanla olunmaz

Göz görmeyince gönül katlanır derler ya doğru mu ki sahiden? Görmeyince, duymayınca, bilmeyince daha mı katlanılır oluyor bir şeyler? Ama ya aklımız? Zihnimiz? Orada dönüp durmuyor mu bir şeyler? Oradakileri napıcaz? Bence ben ve benim gibiler için pek de kolay olmasa gerek. Çünkü ben görmesem de aklım hep orada kalır. Aklım da gönlüm de katlanamaz bu duruma. İçten içe yer bitirir beni. Kötü. Çok kötü bir şey bu. Doğru değil. Yanlış. Ne dersen de. Ama böyle işte. Hangimiz farkında olduğumuz yanlışlarımızdan kolay kolay vazgeçebiliyoruz ki? Çok zor. Bir insanın değişmesi çok zor. Değişmek zor. Maalesef. Yedisinde neyse yetmişinde de odur insan. İnsanoğlu insan işte. Ya da asıl soru "insan değişmeli midir?"dir belki de. Bu da ayrı bir mesele. Kendimize gelince insan değişmemeli, başkasına gelince insan değişmeli deriz, değişmesini bekleriz, değişmezse de suçlarız. Aslında çok büyütüyoruz belki de. Her şeyi. Geldik, geçiyoruz ve bir gün gelecek göçeceğiz. İşte bu kadar. Hepsi bu kadar işte.

5 Şubat 2019 Salı

günlük denemeleri

Tatilde olduğum için biraz silkelenip kendime geldim diyebilirim. Çalışırken yorgunluktan ve ev işlerinden hiçbir şey yapmaya halim kalmıyor. Oysa yapmak istediğim tonlarca şey var. Tatildeyken yapabildiğim kadarını yapmaya çalışıyorum.

Aslında kendime bir yapılacaklar listesi hazırlamak istiyorum. Biliyorum bu aralar pek bir moda. Hatta bunun için özel defterler vs var. Ben o kadar meşakkatli yapmayacağım fakat yine de kendimce güzel bir şeyler yapmaya çalışacağım. Aslında ben zaten işte olsun evde olsun hep yapacağım şeyleri listelemişimdir ki her şey bir düzen içinde olsun. Yoksa kendimi huzursuz hissediyorum. İşte bunu şimdi güzel defterlerde güzel kalemlerle yapacağım. Bir nevi stresi azaltır diye umuyorum. Tam bir bullet journal olmayacak ama... Aslında güzel defterlere yazmaya da hiç kıyamam. Neyse bakıcaz.

Şimdi yemek yapmam gerekiyor. Bunun için de bilgisayar başından kalmam gerek. Sonra da yemek eşliğinde şu an için en sevdiğim diziyi izleyeceğim.

4 Şubat 2019 Pazartesi

bir şeyin adı

Önce, büyük büyük düşündüm.
Sonra, büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi, bana küçük bir ölüm kaldı.

Özdemir Asaf

Özdemir Asaf'ın en sevdiğim şiirlerinden biridir. İçimi dökeceğim bu blogun adına, bu güzel şiirin başlığını vermek kısmet oldu. Güzel oldu.